Başlıkları göster

İngilizce-Türkçe çeviri
Sıfat gevşek, bol, sıkıştırılmamış.
a loose thread.
a loose collar: bol yaka.
loose-fitting DEVAMINI OKU
Sıfat serbest, bağlı olmayan, boş.
a loose end.
let something loose: serbest bırakmak.
Sıfat, Kimya serbest, bileşime girmemiş.
loose hydrogen.
Sıfat dağınık, ayrı ayrı.
to stack loose papers.
to wear one's hair loose: dağınık saçla dolaşmak.
Sıfat dökme, paketlenmemiş.
loose coffee: dökme çekirdek kahve.
I bought this sweater loose: DEVAMINI OKU
Sıfat (a) başıboş, serbest, âvare.
We leave the dog loose at night: Geceleri köpeği serbest bırakıyoruz. DEVAMINI OKU
Sıfat geveze, zevzek, sır saklamaz, boşboğaz, kontrolsuz.
have a loose tongue: geveze olmak,
k.d. DEVAMINI OKU
Sıfat ishal olmuş, liynetli, mülâyim, kabız değil.
Sıfat hafifmeşrep, ahlâkça serbest, ahlâkî bağ tanımayan, ilkesiz, serbest tutumlu/davranışlı.
loose morals. DEVAMINI OKU
Sıfat iffetsiz, namussuz, ahlâksız, herkesle düşüp kalkan, orta malı.
a loose woman.
Sıfat lâçka, sallanan, sıkı bağlanmamış, bol.
a loose tooth/button. a loose rein/knot. This pole is coming DEVAMINI OKU
Sıfat oynak, gevşek.
He runs with a loose, open stride.
Sıfat bol, sarkık, sımsıkı oturmayan.
a loose sweater.
Sıfat seyrek, sıkışık olmayan.
cloth with a loose weave: seyrek dokunmuş kumaş.
Sıfat geniş özgürlük/bağımsızlık tanıyan, sıkı bağları olmayan, gevşek.
a loose federation of city states.
Sıfat (kum, toprak vb.) yumuşak, gevşek, katı ve sıkışık olmayan.
loose sand/soil.
Sıfat (düşünce) serbest, hür, dağınık, kesin olmayan, sıkı kurallara uymayan.
loose thinking.
That DEVAMINI OKU
Sıfat geniş görüşlü, hoşgörür.
a loose interpretation of the law.
Sıfat şüpheli, müphem.
Sıfat (öksürük) yumuşak.
Sıfat dikkatsiz, savruk, acemice.
loose play lost them the match.
Zarf gevşekçe, bolca, serbestçe.
loose-fitting, loose-jointed.
Fiil gevşetmek.
loose one's hold: sıkı tutmamak, gevşek bırakmak.
Fiil salıvermek, serbest bırakmak.
loose hold of something: salıvermek.
They loosed the dog on him. DEVAMINI OKU
Fiil çözmek, açmak.
Wine loosed his tongue: Şarabı içince dili açıldı/gevezeliğe başladı.
Fiil (füze/silah) atmak, fırlatmak, ateşlemek, ateş etmek.
to loose (off) missiles on the invaders. to DEVAMINI OKU
Fiil gevşemek, açılmak, çözülmek.
İngilizce-Türkçe çeviriler: Atalay Sözlüğü, 1. Basım
İngilizce-Türkçe İlgili Terimler
blow/loose one's cool soğukkanlılığını kaybetmek, tepesi atmak, zıvanadan çıkmak, sinirlenmek.
He blew his cool: Tepesi attı.
cut oneself loose from one's family aileden kopmak Fiil
loose (one's) way şaşırmak, yolunu kaybetmek, ne yapacağını bilememek.
loose one's mind oynatmak Fiil
loose one's seat (a) yerini/mevkiini kaybetmek, (b) tekrar milletvekili seçilmemek, (c) attan düşmek.
loose one's shirt meteliksiz kalmak Fiil
loose one's wool kızmak Fiil
(animal) to get loose kurtulmak Fiil
(hair) loose dökük
(mech) loose oynak
(woman) loose motor
all hell broke loose kıyamet koptu, ortalık birbirine karıştı.
hell let loose: cehennemden bir örnek.
be loose kağşamak Fiil
be made loose gevşetilmek Fiil
be set loose boşanmak Fiil
become loose oynamak Fiil
break loose kaçmak, boşalmak, firar etmek, serbest kalmak.
One of the tigers in the zoo has broken loose (=escaped from its cage).
cast loose çözmek, ayırmak.
cut loose (a) (bağını/ipini vb.) kesmek/koparmak.
The thief hastily cut the boat loose from its anchor. DEVAMINI OKU
cut loose (a) (bir durumdan/gruptan) ayrılmak, kurtulmak, serbest kalmak, ilişkiyi kesmek, (b) (tahakkümden/kontroldan DEVAMINI OKU
fast and loose (a) riyakârca, ikiyüzlülükle, (b) sorumsuzca, düşüncesizce.
fast and loose (a) riyakârca ikiyüzlülükle, (b) sorumsuzca, düşüncesizce.
force loose çatır çatır sökmek Fiil
get loose laçkalaşmak Fiil
get loose gevşemek Fiil
get loose laçka olmak Fiil
get loose bollaşmak Fiil
get loose bollanmak Fiil
hang loose istifini bozmamak.
have a screw loose bir tahtası eksik olmak, delirmek, aklını oynatmak.
There's a screw loose somewhere: Bir yerde bir bozukluk var.
have a tile loose bir tahtası noksan olmak, akıldan piyade olmak, aklı biraz noksan olmak.
hell broke loose karmaşa
hell broke loose kaos
let loose (a) (birini/bir şeyi) salıvermek, serbest/başıboş bırakmak.
Children let loose from school. (b) DEVAMINI OKU
let loose (a) kurtulmak, serbest kalmak, (b) kurtarmak, serbest bırakmak, salıvermek, çözüp koyvermek, (c) gevşemek, DEVAMINI OKU
on the loose (a) (mahpus, sirk hayvanı vb.) açıkta, serbest, başıboş, kaçmış, ortalarda dolaşan, (b)
k.d. serbest, ahlâksız, iffetsiz.
play fast and loose (a) riyakârlık/ikiyüzlülük etmek, sözünde durmamak.
He played fast and loose with her affections: DEVAMINI OKU
set loose salıvermek, başıboş/serbest bırakmak.
set someone loose birini serbest bırakmak Fiil
set someone loose birini salıvermek Fiil
set someone loose birini özgür bırakmak Fiil
set/turn loose salıvermek, çözmek, serbest/başıboş bırakmak.
tear loose (a) bağları koparmak, serbest kalmak, (b) çekip koparmak/ayırmak.
try to twist something loose kanırmak kanırtmak Fiil
turn loose salıvermek, serbest bırakmak.
win loose kurtulmak Fiil
work loose gevşemek, laçka olmak.
loose (off) hour serbest kalınan saatler
loose a case by default bir davayı gıyap kararı ile kaybetmek Fiil
loose a game oyun vermek Fiil
loose argument tutarlı yanı olmayan sav
loose ball boşta kalan top İsim, Futbol
loose blood kan kaybetmek Fiil
loose cannon (US) herhangi bir hizibe bağlı olmayan kişi
loose capital kullanılmayan sermaye
loose capital kullanılmadan duran sermaye
loose cash bozuk para
loose change bozuk para
loose connection (elektrik) gevşek kontakt
loose criminal yakalanmamış suçlu
loose criminal kaçak mahpus
loose end sarkan uç, bağlanmamış/kullanılmamış parça.
There's a loose end hanging from the hem. İsim
loose end yarım kalmış/tamamlanmamış işler, henüz bir karara bağlanmamış ayrıntılar, çözülmemiş/halledilmemiş/izah DEVAMINI OKU İsim
loose ends (a) noksanlık, bitmemiş/tamamlanmamış husus.
The committee's report was very good, but there are just DEVAMINI OKU
loose face küçük düşmek, itibarını kaybetmek, mahcup/rezil olmak, yüzü kalmamak.
When he failed to beat his opponent, DEVAMINI OKU
loose faith in someone birine güveni/itimadı kalmamak.
I've lost faith in him: Ona güvenim kalmadı.
loose goods yıkama mallar İsim
loose hour boş saat
loose insert ilave
loose insert ek
loose its attractiveness sönmek Fiil
loose its charm tadı tuzu kalmamak Fiil
loose leaf account föy volan sistemiyle tutulan hesap
loose leaves föy volanlar İsim
loose leaves tek tek kâğıtlar İsim
loose list gevşek liste
loose memory unutkanlık
loose money ufak para
loose money bozuk para
loose money on sth bir şey üzerinden para kaybetmek Fiil
loose oneself in abstractions kafası bir karış havada olmak Fiil
loose oneself in verbiage laf kalabalığı içinde kaybolmak Fiil
loose or in packs ambalajsız veya ambalajlı halde
loose out on a deal bir işte kaybetmekden taraf olmak Fiil
loose papers dağınık kâğıtlar İsim
loose paragraphs kendi başına duran paragraflar İsim
loose pieces of information tek tük haber
loose pulley avara kasnak
loose sales toplam satış
loose sentence geniş tümce: bir/birkaç yan tümce uzatılmış tümce. periodic sentence İsim
loose sheet yaprak kâğıt
loose sheet tabaka
loose silver gümüş küçük para
loose sleep over sth uykusu kaçmak, bir şeye ziyadesile üzülmek.
loose smut kurumcuk: hububatta
Ustilago türü mantarların sebep olduğu, taneleri toz haline getiren bir hastalık. İsim
loose tongue serbest lamba
loose tongue takma çıta
loose translation serbest çeviri
loose translation sıhhatli olmayan çeviri
loose warehouse toptan satış yapılan depo
loose woman yelloz
loose wordings belirsiz sözler İsim
loose words belirsiz sözler İsim
a loose jacket sako
All hell broke loose. Birdenbire kıyamet koptu.
at a loose end işsiz, âvare, boş, yapacak işi olmayan.
at at a loose end geçici olarak boş
at loose ends
at a loose end): (a) işsiz güçsüz, âvâre.
Can I help you? I'm at a loose end this morning. DEVAMINI OKU
at loose ends (a) kararsız, mütereddit (durumda), henüz bir plânı olmayan.
He has finished university, but is still DEVAMINI OKU
break loose from a restraining rope kurtulmak Fiil
break loose from all control her türlü kontrol dışına çıkmak Fiil
break loose from all restraint her türlü kısıtlamadan kopmak Fiil
fast or loose woman kokot
have a loose screw kafadan çatlak olmak, aklından zoru olmak, bir çivisi gevşek olmak.
have a loose tongue dilini tutamamak Fiil
in loose cover ciltsiz
in loose order (askerlik) dağınık düzen
let loose a hurricane of abuse sövüp saymak Fiil
play fast and loose (with) sorumsuz/saygısız davranmak, hiçe saymak, kıymet vermemek.
He played fast and loose with her affections.
play fast and loose with father's money kaygısızca hareket etmek Fiil
play fast and loose with sb biriyle kedi fare oyunu oynamak Fiil
ride with a loose rein (a) dizgini bırakmak, atı dizginsiz sürmek, (b)
mec. (birisine) müsamaha göstermek, hoşgörmek, DEVAMINI OKU
sewing with long loose stitches teyel
İngilizce-Türkçe terim çevirileri: Zargan Ltd.
İngilizce - İngilizce
adjective. Not fastened, restrained, or contained: loose bricks.
adjective. Not taut, fixed, or rigid: a loose anchor line; a loose chair leg.
adjective. Free from confinement or imprisonment; unfettered: criminals loose in the neighborhood; dogs that are loose on the streets.
adjective. Not tight-fitting or tightly fitted: loose shoes.
adjective. Not bound, bundled, stapled, or gathered together: loose papers.
adjective. Not compact or dense in arrangement or structure: loose gravel.
adjective. Lacking a sense of restraint or responsibility; idle: loose talk.
adjective. Not formal; relaxed: a loose atmosphere at the club.
adjective. Lacking conventional moral restraint in sexual behavior.
adjective. Not literal or exact: a loose translation.
adjective. Characterized by a free movement of fluids in the body: a loose cough; loose bowels.
adverb. In a loose manner.
verb. To let loose; release: loosed the dogs.
verb. To make loose; undo: loosed his belt.
verb. To cast loose; detach: hikers loosing their packs at camp.
verb. To let fly; discharge: loosed an arrow.
verb. To release pressure or obligation from; absolve: loosed her from the responsibility.
verb. To make less strict; relax: a leader's strong authority that was loosed by easy times.
verb. To become loose.
verb. To discharge a missile; fire.
idiom. on the loose At large; free.
idiom. on the loose Acting in an uninhibited fashion.
from The American Heritage® Dictionary of the English Language, 4th Edition

03.03.2018 11:06